DİN-DIŞ POLİTİKA İLİŞKİSİ: ABD ÖRNEĞİ – DOKTORA TEZİ

   lisans tezi,       lisans bitirme tezi,       bitirme tezi örnek,       bitirme projesi,       bitirme ödevi,           tez örnekleri,                 bitirme projesi,       bitirme tezi konuları,       bitirme tezi örnek,       bitirme tezi örnekleri,       bitirme tezi örneği,       bitirme tezleri,       bitirme ödevi,       lisans bitirme tezi,       lisans tezi,         tez örnekleri,

,DİN-DIŞ POLİTİKA İLİŞKİSİ: ABD ÖRNEĞİ – DOKTORA TEZİ (DEVAM)

üzerine oluşturulmuştu. Aslında bu dönemde devletler dağınık kitleleri harekete
geçirmek ve onları amaçları doğrultusunda kullanmak için dini kullanmışlardı.
Din bu dönemde hem bütünlüğü sağlamada hem de yürütülen savaşların
meşruiyetini ortaya koymada yöneticilere bulunmaz fırsatlar sunmuştur. Ayrıca
Batıda Krallar meşruiyet kazanmak için Papa’nın kutsamasına muhtaç
olduklarından, ordularını zaman zaman Roma’nın emrine vermişlerdir. Kralların
meşruiyetlerini dinden almaları, Kilisenin ise askere ihtiyacı olması krallıkla
Kilise arasında ciddi pazarlıkların yaşanmasına sebep olmuştur.11 Batıda bu
dönemde ancak Tanrı’nın lütfu ile kral olunuyordu. Bu süreçte devlet ile din
ortak iş görüyorlar ve başrolü de Kilise oynuyordu.12 Bu iş birliğinin görüldüğü
en önemli olaylardan biri de Haçlı Seferleridir.
2. Haçlı Seferleri
Tarihte dinin etkisinin en çok görüldüğü savaşlar Haçlı Seferleri sırasında
yapılan savaşlardır. Kilisenin başı ve Hıristiyan dünyasının lideri olan Papa II.
Urban, Hıristiyanlarca önemli kutsal yerlerin Müslümanların hâkimiyetinde
olduğunu hatırlattı ve Kudüs’ü kurtarmak amacıyla oluşturulan orduya
katılacakların günahlardan arınacağı sözünü verdi. Papa’nın bu çağrısı üzerine
Avrupa’nın değişik bölgelerinden insanlar, Kutsal yerleri Müslümanların
hâkimiyetinden kurtarmak amacıyla oluşturulan orduya katıldılar. İslam’ın,
doğuşundan kısa bir zaman sonra siyasi bir kimliğe bürünerek hızla yayılması
ve Kudüs başta olmak üzere Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen bazı yerlerin ele
geçirilmesi13, Hıristiyan dünyasını harekete geçirdi. Haçlı Seferlerinin resmi
açıklamasına göre Hz. İsa’nın kabrinin de bulunduğu kutsal şehir (Kudüs) ancak
silah gücü ile alınabilirdi. Her ne kadar Papa’nın çağrısı üzerine oluşturulmasına
11 Fatma Mansur COŞAR: Din Savaşları, Büke Yayıncılık, İstanbul, 2000, s. 37.
12 COŞAR: a.g.e.,s. 23.
13 Her ne kadar bölge, Müslümanların kontrolünde olsa da Kutsal Topraklar ve Hz. İsa’nın kabri
Hıristiyan hacılara açıktı. Araplar onları rahatsız etmedikleri gibi, Batılıların hacılar için hanlar ve
hastaneler açmasına izin vermişlerdi.
10
ve dini argümanların ön planda olmasına rağmen Haçlı Seferleri Arnold
Toynbee’ye göre, “geçici bir fetih ve ticaret hareketi”dir.14
Fatma Mansur Coşar, Haçlı Seferlerinin sebeplerini üç başlık altında
toplamıştır.15 Birincisi, Ortaçağ Avrupa’sında çok güçlü olan “dini tutkular”dır. Bu
dönemde Avrupa’da Kilisenin, toplumun her alanına müdahil olmasından dolayı
bu durumun yaşanmasında etkisi fazladır. İkincisi, Papalığın giderek artan gücü
ve bu gücü sürekli olarak artırmak istemesidir. Bu amaçla Katolik Kilisesinden
ayrılan Bizans’ın Katolikliğe tekrar kazandırılarak, Papalığın egemenliği altına
alınması için çalışılmıştır. Burada dini ve siyasi nedenler birbirinden
ayrılmazlığını göstermektedir. Üçüncü sebep ise, dini nedenlerin dışında
toplumsal katmanların laik çıkarları ile ilgilidir.
Haçlı Seferlerinin söz konusu nedenlerinden de anlaşılacağı üzere,
Papa’nın çağrısı üzerine dini motivasyonlarla yapılsa da maddi çıkarların da
ağırlık kazandığı açıkça görülmektedir. Din, bu seferlerde toplumu mobilize
etmek için itici ana güç olarak kullanılmıştır. Haçlı Seferlerine katılımın
sağlanması için Papa tarafından Avrupa’ya tahrik edici dini çağrılar
gönderilmiştir. Bu çağrılarda insanları özendirmek için bazı vaatlerde
bulunulmuştur. Bu vaadlerde; Tanrı uğruna şavaşa katılmanın onurlu bir
davranış olduğu, bu uğurda ölüm halinde cennetle ödüllendirileceği
vurgulanmış, Hz. İsa’nın kabri ve Kudüs gibi kutsal yerlerin Müslümanların
elinden kurtarılmasının karşılığında sefere katılanların günahlarının affedileceği
belirtilmiştir. Ayrıca bu dini vaatlerin dışında, borçların erteleneceği ve
Doğu’daki zengin yaşamdan pay elde edileceği gibi maddi çıkar vaatlerinde de
bulunulmuştur. Haçlı Seferlerine katılma konusunda bu çok önemli vaatlerin
yanı sıra, söz konusu davadan dönenlerin cezasının da aforoz olacağı
belirtilmiştir.16
14 Arnold TOYNBEE: A Study of History, Oxford U.P., 1958, aktaran COŞAR: a.g.e., s. 52.
  lisans tezi,       lisans bitirme tezi,       bitirme tezi örnek,       bitirme projesi,       bitirme ödevi,           tez örnekleri,                 bitirme projesi,       bitirme tezi konuları,       bitirme tezi örnek,       bitirme tezi örnekleri,       bitirme tezi örneği,       bitirme tezleri,       bitirme ödevi,       lisans bitirme tezi,       lisans tezi,         tez örnekleri,
Haçlı Seferlerinin başlatılmasında ve sürdürülmesinde başta Papa’nın
girişimleri olmak üzere din, savaşı meşrulaştırıcı bir rol oynamıştır. Haçlı
Seferleri, “dini seferler” olarak görülmesine rağmen, askeri kumandanların
üzerinde tartıştığı, lojistik ve stratejik konuları da içeren askeri birliklerin
oluşturduğu seferlerdir. Dinin bu seferlerdeki asıl önemi meşruiyet aracı
olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü Papa, Haçlı Seferlerinin nihai amacının
Kutsal yerlerin Müslümanlardan alınarak özgürleştirilmesiyle Hıristiyanlığın
kurtarılacağını vurgulamıştır.17 Papa tarafından ileri sürülen bu argümanlar,
seferlerin meşrulaştırıcı temelleri olmuştur. En azından yapılan savaşın haklılığı
ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Dini amaçlar ön planda tutularak yapılan bu seferlerin, yalnızca dini değil,
hatta hem Doğu hem de Batı için çok ciddi siyasi sonuçları olmuştur. Haçlı
Seferleri, Doğu’da Müslüman dünyasının birleşmesine ve bu birleşmenin askeri
bir nitelik kazanmasına sebep oldu. Batının bir anlamda top yekûn saldırısı,
Doğuda Müslüman dünyasının ordularını düzenlemelerine ve kaynaklarından
askeri güçlerine daha çok pay ayırmalarına neden oldu. Böylece Doğu
Müslüman dünyası, Batı karşısında daha güçlü ve daha da düşman hale geldi.
Amaçları göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılacak olunursa, Haçlı
Seferlerinin Batı açısından tam bir başarısızlık olduğu söylenebilir. Birinci Haçlı
Seferinden sonra toparlanan Müslümanlar Kudüs dâhil Filistin ve Suriye’deki
haçlı devletlerini yıktılar. Bundan daha da önemlisi, Bizans, Müslümanların
tehdidi altına girmiş oldu.18
Haçlı Seferleri Batı açısından bakıldığında, dini değişimlerin yanında
önemli siyasi ve askeri değişimlere de sebep oldu. Öncelikle, bu seferler Batı’da
daha düzenli, güçlü ve güvenli devletlerin kurulmasına yardımcı oldu. Erken
dönem Ortaçağ savaşları amatörce ve küçük çaplı savaşlardı. Oysa Haçlı
Seferleriyle birlikte, askeri açıdan organizasyon kabiliyetinde dikkate değer bir
gelişme gösterdiler. Batı, dış dünyada geniş çaplı saldırılar yürütebilecek kadar
  lisans tezi,       lisans bitirme tezi,       bitirme tezi örnek,       bitirme projesi,       bitirme ödevi,           tez örnekleri,                 bitirme projesi,       bitirme tezi konuları,       bitirme tezi örnek,       bitirme tezi örnekleri,       bitirme tezi örneği,       bitirme tezleri,       bitirme ödevi,       lisans bitirme tezi,       lisans tezi,         tez örnekleri,
güçlü, düzenli ve güvenli bir yapılanma oluşturdu. Bunun yanında Haçlı
Seferlerinin diğer bir önemli özelliği kıtalararası bir organizasyon olmasıdır.
Haçlı Seferleri ile Batı, Roma İmparatorluğu’ndan beri ilk kez kıtalararası
stratejilere göre hareket eden ordular oluşturdular. Bu büyük organizasyonun
oluşmasında en önemli rolü, Papa oynamaktaydı. Çoğu zaman hangi savaş
meydanında ihtiyaç olduğunu hissederse, sermayeyi oraya gönderecek güce
sahipti.19 Ayrıca, Haçlı Seferleri süreklilik arz eden bir seferler dizisiydi. Bu
süreçte Krallar yeni bir örgütlenme ihtiyacı hissettiler. Soyluluk giderek artan bir
şekilde askere alınma durumuna göre verilmeye başlandı. Yani Krallar,
soyluluğu askere alınanlara bahşetmeye başladılar ve bu yolda hizmet etmek
isteyenlere, karşılığında maddi imkânlar verileceğine dair vaatlerde
bulundular.20
Haçlı seferlerinin neden olduğu askeri ve siyasi örgütlenmedeki bu
değişikliklerden başka iki önemli gelişme daha meydana geldi. Birincisi, eski tip
feodal ordu yapısından, hizmet karşılığı paralı asker ordu yapısına geçiş
gerçekleşti. Bu gelişme paranın varlığına ve merkezileşmiş mali kurumların hızlı
bir şekilde gelişmesine sebep oldu. İkinci gelişme ise, çok açık bir şekilde
ekonomik ve siyasi gücün Kralların elinde toplanması ile ilgilidir. Haçlı Seferleri
sonucunda Krallarla yerel gruplar arasındaki ilişkilerde ciddi değişiklikler
meydana geldi. Bir anlamda bu seferler, Ortaçağ Avrupa’sındaki sosyal
katmanlar arasındaki mevcut yapıda önemli değişikliklerin yaşanmasına sebep
oldu.21
Haçlı Seferlerinin başlangıçtaki dini içeriği giderek, siyasi ve ticari bir hale
doğru kaydı. Dini önceliği olan bu seferler, özellikle Avrupa’da hem dini hem de
siyasi anlamda toplumsal ve ticari sonuçlara sebep oldu. Avrupa’da yerleşmiş
mevcut kurumlar (kilise, feodalite) yara almaya başladılar ve özelikle de
Kilise’nin gücü ve otoritesi tartışılmaya başlandı.
19 KNUTSEN: a.g.e., s. 44.
20 KNUTSEN: a.g.e., s. 45.
21 KNUTSEN: a.g.e., s. 45
13
3. Modern Düşüncenin Öncüleri: Machiavelli ve Guicciardini
Hıristiyan teolojisi; bilimdeki, siyasetteki ve toplumdaki hâkim konumunu
özellikle Haçlı Seferlerinden sonra ciddi anlamda yitirmeye başladı. Bir kısım
bilim adamları/düşünürler, mevcut Ortaçağ düzenini eleştirmeye başladılar ve
bu suretle modern uluslararası ilişkiler sisteminin temellerinin atılmasında öncü
rolü oynadılar. Ayrıca bu öncüler ortaya attıkları fikirlerle Kilisenin egemenliğini
sarstılar. Söz konusu öncü düşünürlerden Niccolo Machiavelli(1469-1527) ve
Francesco Guicciardini(1483-1540) gibi Rönesans22 dönemi aydınları ortaya
koymuş oldukları yeni yaklaşımlarla Ortaçağ düşünce sistematiğinin dışına
çıktılar.
Niccolo Machiavelli 1513 yılında yazdığı ancak ölümünden sonra
yayınlanan Prens23 adlı eserinde devlet adamlarının nasıl davranması gerektiği
ve devletlerin önceliklerinin neler olduğu ve neleri dikkate alarak hareket
etmeleri gerektiği konusunda yeni yaklaşımlar ortaya koymuştur.
Uluslararası ilişkiler tarihçisi Torbjon L. Knutsen’e göre, Machiavelli’nin
siyaset teorisine büyük katkıları olsa da, uluslararası ilişkiler teorisine katkısı az
olmuştur. Knutsen’a göre, Machiavelli uluslararası ilişkileri değil, devletlerin
kendi iç siyasetini konu almıştır. Devletlerarası ilişkilerden bahsederken modern
“güç dengesi”24 kavramını kullanmamıştır ve siyeset eylemini, talih (fortuna) ve
fazilet (virtu) kavramlarına dayanarak veya modern bencillik kavramını
22 Rönesans: XI. Yüzyılda İtalya’da başlayan ve diğer Avrupa ülkelerine de yayılan bilimde, sanatta,
edebiyatta meydana gelen gelişmelerdir.
23 Niccolo MACHIAVELLI: Prens, Bordo-Siyah yayınları, İstanbul, 2004.
24 Güç Dengesi: Uluslararası ilişkilerin en temel kavramlarından biridir. Tarih boyunca ortaya çıkan
bütün devletler, belirli bir engel ile karşılaşmadıkları sürece güçlerini artırmaya çalışmışlardır. Güç
artırımı önündeki en önemli engel ise, genellikle bir başka devletin varlığı ve gücü olmuştur. Bu
nedenle üç ya da daha fazla devletin yer aldığı her uluslararası sistemde bir güç dengesi ilişkisine
rastlamak mümkün olmuştur. Örneğin, bir uluslararası sistemde A, B ve C olmak üzere başlıca üç
devlet bulunduğunu varsayalım, eğer A devleti B devletini işgal ederse C devletinin durumu da bu
gelişmeden olumsuz etkilenecektir. Çünkü, bu durumda A devleti iyice güçlenmiş, dolayısı ile C
devletini de tehdit eder duruma gelmiştir. Bu durumda C devleti B devletinin yanında yer alacak, bu
devlet ile A devletine karşı güç dengesi oluşturacaktır. Faruk SÖNMEZOĞLU: Der. Uluslararası
İlişkiler Sözlüğü, Der Yayınları, 4. Basım, İstanbul, 2005, s.300.
14
kullanarak açıklamaktadır.25 Fakat Machiavelli’nin dini ve ahlaki davranışları
dikkate almayan, sadece başarıyı amaçlayan bencil/çıkarcı yaklaşımı
devletlerarası ilişkilerde izlenen temel yol olmuştur. Machiavelli bu yaklaşımı ile
realpolitik’te tamamıyla dünyasal faktörlerin rol oynadığını vurgulamıştır.26
Machiavelli siyasi değerlendirmelerinde “ilahi unsuru” (dini) tamamen
söylemlerinin dışında tutmuştur. Ona göre, başarı ilahi olana bağlı olmakla elde
edilemez. Aksine Machiavelli, dinsel bağlantıyı açıkça yok sayarak, siyasi ve
askeri kararlar verilirken somut verilerin önemini vurgulamıştır. Realpolitik’in
ortaya çıkışına kadar, Machiavelli’nin yöntemleri o dönemde yöneticiler
tarafından meşru kabul edilmedi. Çünkü din hala Avrupa’da etkili konumunu
korumaktaydı. Machiavelli devletin çıkarlarını ve güvenliğini ön planda tutarken,
dini de tamamen yok saymamıştır. Bir Prensin özelliklerinden bahsederken,
“son derece dindar görünmelidir” demiştir. Machiavelli burada yöneticinin dindar
“olmasından” değil, dindar “görünmesinden” söz etmektedir.27 Bu da açıkça
göstermektedir ki; Machiaveli dini, siyasi amaçlar uğruna kullanılabilecek bir
unsur olarak değerlendirmekteydi.
Francesco Guicciardini’nin ise, uluslararası ilişkiler açısından en önemli
çalışması “İtalya Tarihi” isimli eseridir. Guicciardini’nin uzun süreli bir etkiye
sahip olan bu eserinde İtalyan şehir devletleri arasındaki ilişkiler ele alınmıştır.
Bu eserde Guicciardini, dini dikkate almayan bir yaklaşım sergilemiş ve XV.
yüzyılın sonlarında İtalyan siyasetini şekillendiren ittifaklar, savaşlar ve
diplomatik hareketler karmaşasını izleyerek, güç dengesi mekanizması
sayesinde kendi kendini düzenleyen bir şehir devleti sistemi imgesi çizmiştir.28
Guicciardini Thucydides’ten de etkilenmiştir. Thucydides “Peloponasian
savaşları” isimli eserinde güç dengesini uzun uzadıya anlatmıştır. Güçlü, hırslı
bir devletin, küçük devletlerin ittifakı ile denetim altında tutulabileceği düşüncesi,
daha sonraki yüzyıllarda uluslararası ilişkiler teorisini etkilemiştir. Guicciardini de
25 KNUTSEN: a.g.e., s. 64.
26 COŞAR: a.g.e., s. 61.
27 MACHIAVELLI: a.g.e., s.134.
28 KNUTSEN: a.g.e., s. 70.

Tez Ödev Talep Formu

Son Faaliyetler
Nisan 2024
P S Ç P C C P
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930